Gökbilimciler 63,4 ışık yılı ötedeki Beta Pictoris b gezegeninden doğrudan gelen radyo sinyallerini yakaladı. İşte o devasa manyetik kalkanın şifreleri.
Gökbilim dünyası son birkaç gündür tarihi bir keşfin heyecanını yaşıyor ama internetteki haber sitelerine bakarsanız hepsi birbirinin kopyası cümlelerle olayı geçiştirmiş durumda. Uzaydan gizemli ses geldi klişelerini bir kenara bırakalım ve burnumuzun dibinde, sadece 63,4 ışık yılı ötede gerçekten ne olduğunu net bir şekilde konuşalım. Olay şu. Bilim insanları ilk kez, kendi sistemimizin dışındaki bir gezegenin tam olarak kendisinden yükselen radyo dalgalarını yakaladı. Adı sanı belli bir yer burası, Beta Pictoris b.
Yıldız Gürültüsünün İçinden Gelen Fısıltı

Bugüne kadar uzayın derinliklerinden gelen bu tarz sinyalleri hep duyuyorduk fakat ortada devasa bir teknik sorun vardı. Merkezdeki koskoca yıldız o kadar çok gürültü yapıyor ki, onun hemen yörüngesinde dönen bir gezegenin sesini ayırt etmek imkansızdı. Tıpkı stadyumda bağıran binlerce insanın arasında tek bir kişinin fısıltısını duymaya çalışmak gibi.
Güney Afrika’da bulunan MeerKAT teleskop dizisini arkasına alan bir araştırma ekibi, bu defa zekice bir yöntem denedi. Gökyüzünün en uç köşelerindeki kıpırdamayan parlak galaksileri nirengi noktası seçip gökyüzünü milimetrik olarak haritalandırdılar. Sonunda gördüler ki, teleskopa çarpan o dairesel ve ritmik radyo patlamaları yıldızdan değil, tamı tamına bu dev gaz gezegeninin koordinatından geliyor.
Gerçekten Uzaylılar mı Konuşuyor?

Tabii her benzer haberde olduğu gibi akıllara hemen o tanıdık senaryo geliyor. Uzaylılar bizimle iletişime mi geçmeye çalışıyor? İşin aslı öyle değil. Ortada ne bir mesaj var ne de teknolojik bir aygıt. Karşımızdaki durum tamamen o vahşi doğanın kendi fiziksel süreci.
Gezegende öyle devasa bir manyetik alan var ki, etraftaki yüklü parçacıklar bu alanın içine dalınca devasa bir enerji açığa çıkıyor. Bizim kutuplarda izlemeye doyamadığımız o meşhur kuzey ışıklarının (aurora) bu gezegende akılalmaz boyutlarda yaşandığını ve etrafa ışık yerine radyo dalgaları saçtığını hayal edin.
Kendi Ekseninde Çıldıran Bir Dev

Peki bu gezegeni bu kadar hırçın yapan ne? Kendisi Jüpiter’in neredeyse 10-12 katı büyüklükte bir dev. Kendi güneşinin etrafındaki bir turu 23 yıldan fazla sürüyor. Ama iş kendi ekseni etrafında dönmeye gelince adeta çıldırıyor. Koca gövdesiyle bir günü sadece 8-9 saatte bitiriyor.
İşte bu fırıl fırıl dönme hareketi, gezegenin sıcak merkezindeki elektrik akımlarını tetikliyor ve ortaya devasa bir manyetik kalkan çıkarıyor.
Yapılan ölçümlerde bu alanın gücü 1250 gauss olarak hesaplandı. Bizim Dünya’nın kalkanı sadece 0,5 gauss gücünde. Güneş sisteminin en sert çocuğu Jüpiter bile 4,3 gauss değerine sahip. Yani Beta Pictoris b, Jüpiter’i bile yüzlerceye katlayan bir manyetik canavar.
Bu Keşif Bizim Ne İşimize Yarayacak?

Çünkü bu keşif, uzayda yaşam arama stratejimizi kökten değiştirecek güce sahip.
Bir gezegenin manyetik alanı yoksa, yıldızından esen o acımasız rüzgarlar atmosferi zamanla yok eder. Mars’ın bugün kupkuru bir çöl olmasının sebebi geçmişte manyetik korumasını kaybetmesidir.
Eğer bir gün uzaklarda yaşanabilir, nefes alınabilir dünyalar bulmak istiyorsak, önce o gezegenlerin kendilerini koruyacak böyle güçlü kalkanları olup olmadığını bilmemiz şart. Beta Pictoris b sayesinde artık milyarlarca kilometre ötedeki bir dünyanın görünmez kalkanını uzaktan okumayı öğrendik. Gökbilimciler şimdiden yakın çevremizdeki diğer 7 dev gezegene teleskopları çevirdi bile. Önümüzdeki yıllarda teknoloji biraz daha geliştikçe, gökyüzünün sessiz köşelerinden gelen bu tarz doğal radyo yayınlarını çok daha net dinleyebileceğiz.
